FAZİLET ECZANESİ

mask-tirad

 

YUSUF   –   Bu gördüğünüz bizim eczanenin resmi. Tam on yıl önce çekilmiş sırtı dönük duran on yıl önceki benim. Resim denizden çekildiği, haberim de olmadığı için poz vermemiştim. Sa-bah saatleri başka olur Boğazın. Gün boyunca İshak Paşa yalısının önünde bir çağlayan gibi fo-şurdayan bu çırpıntılı lacivert sular, sabahleyin uyanırken, açık mavi, durgun, kırışıksızdırlar. Beykoz’dan inen ilk vapur. Uzakta bir kuyu çıkrığı, cami avlusunda bir takunya sesi. Leman Hanımın gün görmüş bahçesi ile mezarlığın arasındaki bozuk yoldan bir çöp arabası. Ne var ki uzun sürmez bu mahmurluk. Biraz sonra küçük, uçan bir rüzgâr parçası kopup gelir, bizim baba incirin yapraklarını hışırdatıp geçer, arkadan bir daha. Deniz kırışmaya, Boğaz uyanmaya başlamıştır artık. (Bir kepenk) Erkencilerden biri de Pehlivandır. Kadayıfçı. Müşterisi de olsa bari. (Örs) Derken demirci. (Hızar) Oduncu. Malsahi-bimiz Müteahhit Tahsin Beyin ekskovatörleri. (Ekskavatör uğultuları). (Kris kraft) Bu da hariciyeci Sadun Beyin Kris Kraftı. Köy artık ayaklanmış demektir. İşte bizim eczanenin içi beğendiniz mi? Kasada oturan Naciye Abladır. (Ünal ıslık çalarak gelir.) Şu da Ünal. Sadettin Beyin, yani ustanın oğlu. İki yıldır eczada çakıyor. Çakar tabii. Aklı fikri heykelcilikte. Emir eri

mühim değil, o ilaç bekliyor. Tavla oynıyanlan da takdim edelim. Emekli Karantina Doktoru Recai Bey sağdaki, Tapucu Refet soldaki. Müsaadenizle ben de o zamanın içindeki yerimi ala-yım.

(Sahne gerisinde değişip önlüğünü giyerek arkadan eczaneye girmek üzere kaybolur.)

Haldun Taner