|
|
|
| Spikerlik ve Güzel Konuşma Sanatı |
|
|
| Diksiyon / Güzel ve Etkili Konuşmak İçin |
|
|
Ekranda Mahvolan Benim Sinemalarım
Kerim Evren
Yıllar önce çalıştığımız bir gazetenin sayfa sekreterine,
Fransızcadan dilimize geçen sözcükler arasında, "kuzen"in yanı sıra bir de "kuzin"in bulunduğunu
anlatmaya çalışmış ama bunu başaramamıştık.
Karadeniz’in hırçın dalgalarının dövdüğü yalçın kayalarla
özdeş kişilikli gazeteci dostumuz, Türkçemizin kendi kafasındaki
"sözvarlığı" (Fr. vocabulaire) ile sınırlı olmadığını bir türlü
kabullenemiyordu.
7 Ekim 2004 günkü gazetelerin TV sayfalarını görünce,
kendi kendimize yine küçük bir "kuzin" bunalımı yaşadık.
Balzac’ın "Kuzin Bette" adlı bir romanı vardır.
Yönetmen DesMcAnuff, bu romanı aynı adla sinemaya uyarlamış.
TRT-2’de 7 Ekim gecesi yayınlanan söz konusu filmin adı,
aynı günkü TV sayfalarına göre şöyleydi: "Kuzen Bette"
"Kuzen" (Fr. cousin); teyze, dayı, hala ve amcanın erkek çocuğuna
denir. Söz konusu yakınlarımızın kız çocuklarıysa
bizim "kuzin"lerimiz (Fr. cousine) olurlar.
Filmde "Kuzin Bette"i, Oscar’lı kadın yıldız Jessica Lange
oynamıştı.Üzülerek gördük ki, yalnız gazetelerin TV sayfalarını
hazırlayanlar değil, birçok film seslendirme sanatçısı da
"kuzin" sözcüğünü bilmiyor.
Çünkü, filmde heykeltıraşın eşini seslendiren kadın sanatçının
dışında hemen tüm karakterler,
"Bette"e "kuzen" diye hitap ediyorlardı.
Devletin "kültür ve sanat kanalı"nda bağışlanamayacak bir
bilgisizlik örneği...
Bu kanal, 1 Ekim 2004 gecesi yayınladığı, Jean - Pierre Jeunet’nin
"Amelie" filmindeki seslendirme hatalarıyla da sinemaseverlere
saç baş yoldurmuştu. İnişli çıkışlı, "tiz"lerle "pes"lerin iç içe
geçtiği diyalog ve dış seslerle güzelim filmi mahvetme
becerisini (!) gösteren seslendirme yönetmeninin adını final
jeneriğinden öğrenebilmek için "Amelie"yi inatla sonuna dek
izledik ama bu kişinin adı sanki izleyiciden gizlendi.
8 Ekim gecesi de "film katletme" sırası, CNBC-e’deydi.
Stephen King’in romanından Yönetmen Taylor Hackford
tarafından uyarlanan "Dolores Claiborne" filmi, çeviri
yanlışlarından geçilmiyordu. CNBC-e’nin İngilizce oynattığı
filmde, katil zanlısı hizmetçi, kızına, maktûl kadınla ilişkilerini
anlatırken ekrana yazılan bir çeviri tümcesi şöyleydi:"On yıl üç
ay boyunca onun şirretinden nasibimi aldım".
Oysa, Arapça kökenli "şirret", bir sıfattır. "Huysuz, geçimsiz,
kavga çıkarmaktan hoşlanan, edepsiz, yaygaracı" gibi anlamlar
taşır. Filmin çevirmeni, gerçek anlamını bilmediği bu sözcüğü
bir ad sanıyor olmalı. Aynı filmdeki bir başka altyazıya göre,
polis müfettişi, katil zanlısı hizmetçinin kızına şunları
söylüyordu:"86 cinayet vakası inceledim, (bunlardan) 85’ini
çözdüm. Ama anneni azımsamışım".
"Azımsamak"; sayıca umduğundan az bulduğu bir şeyin daha
çoğunu istemek, demek. Polis, genç kızın birden fazla annesi
olduğunu ummuş olamayacağına göre, replikte bir çeviri
yanlışı var. Buradaki doğru eylem "azımsamak" değil; "küçük
görmek" anlamındaki "küçümsemek".
Bitmedi! Filmin bir başka sahnesinde de hizmetçi,
kocasına -güya- şöyle çıkışıyordu:
"Senin hiç ettiğin 500 dolar dışındaki parayı bankadan
bana verdiler".
Oysa, argoda "eline geçen bir şeyi sahibine vermeyip kendine
mal etmek" anlamında kullanılan eylem "hiç etmek" değil, "iç
etmek"... Kısa bir süre önce de Kanal D’de, Hollywood filmleriyle
alay eden "Çıplak Silah" adlı güldürü filmi yayınlandı. Filmdeki
repliklerden biri şöyleydi:"Sadistik bir suç abidesi"...
Sadizm, bilindiği gibi Marquis de Sade’ın adından türetilmiş bir tür sapıklık. Ancak, "sadistik" diye bir sözcük yok. Kişideki, başkalarına acı çektirerek cinsel doyuma ulaşma eğilimine "sadistik özellik" denmez, "sadik (Fr. sadique) özellik" denir. Dilde olduğu gibi sinema konusunda da bilgisizlik, özensizlik, duyarsızlık örneklerine elbette yazılı medyada da çok sık rastlıyoruz.
İşte, Hürriyet Gazetesi’nde, geçen ayın sonlarında ölen bir karakter oyuncumuzla ilgili haberden bir tümce:"(Ölen aktör) Dilaver Uyanık’ın oynadığı önemli filmler arasında ... Orhan Aksoy’un yönettiği ... ‘Benim Sinemalarım’ bulunuyor". Füruzan’ın aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan "Benim Sinemalarım"ı, Orhan Aksoy yönetmedi. Yazar Füruzan, Gülsün Karamustafa ile birlikte ilk kez kamera arkasına geçip kendi romanını beyazperdeye aktardı. Bize göre, bu ikili yönetmenlikte de çok başarılı oldu. Filmde, Hülya Avşar kitaptakiyle örtüşen bir "Nesibe" karakteri çizerken, rahmetli Dilaver Uyanık da onunla para karşılığı plaj kabininde buluşup sevişen orta yaşlı adamı oynamıştı.
1990 Antalya Film Şenliği’nde izlediğimiz "Benim Sinemalarım"; düş dünyasında yaşayan yoksul bir genç kızın umarsız yürek çarpıntılarına okurdan sonra sinema izleyicisinin de ortak edildiği; Hülya Avşar’ın hüzünlü, masmavi bakışlarıyla ayrı bir derinlik kazanan bir sanat yapıtı olarak belleğimize kazınmıştı. Günümüzde hemen her türlü değerin örselenmesinde, giderek acımasızca ayaklar altına alınmasında ne yazık ki çok büyük payı bulunan medyamızdan "7. sanat"a sevgi ve saygı dolu yürek çarpıntılarıyla yaklaşmasını beklemek de bizim "ham hayalimiz" mi yoksa?..
Kerim Evren' e
Teşekkür ederiz.
www.seslendirme.org
|
|
| Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları |
|
|
![]()
|
| |
|
|
|
|
|
![]()
|
| |
|
|
|
|
|
![]()
|
| |
|
|
|
|
|
![]()
|
| |
|
|
|
|
|
![]()
|
|