...
buraya tıklayın http://seslendirme.org/
Home » Archive for "Tiyatro"

Kuğunun Şarkısı

Kuğunun Şarkısı

Kuğunun Şarkısı oyunu

Kuğunun Şarkısı
tirat

 

 

Kuğunun Şarkısı
SVETLOVİDOV: Sevk dolu genç bir aktörken, bir kadın, yalnızca
oyunculuğuma âşık oldu. İnanır mısın? Bir sosyete kızı: Şık, bir fidan
gibi incecik, genç, masum. Üstünü üstlük, bir yaz günbatımı gibi ateş doluydu
Nikita, Harika bir yaratıktı! Masmavi, ışıl ışıl gözlen vardı. Kapkaranlık
bir gecede, o gözler aklına düşse, ortalık gün ışığı basmış gibi, pırıl pırıl
aydınlanırdı. Ya o nefis gülüşü, o dalgalı saçları?! Bırak da sana o dalgalı
saçları anlatayım: Okyanusun dalgalarının güçlü olduğunu sanırsın değil mi?
Nerdee? Ama onun o dalgalı saçlarına, genç bir erkek gözüyle baktın mı, o
dimdik kayalıkları,” aysbergleri, hatta dağlan bile, nasıl parçalayacağını
şıp diye keşfediverirsin! O dalgaların, bir şelale gibi, başından aşağı inmesini
istemez misin? İstersin elbet!.. Şimdi kendimi onun önünde görüyorum. Tıpkı
senin önünde durduğum gibi. O gün her zamankinden güzeldi. Bana öyle bir
bakışı vardı ki, ömrüm boyu unutmayacağım. Aşktı bu Nikita! Beni Hamlet’te görmüş,
bu da ona yetmişti. Kur filan yapmamıştım ona, yalan da söylememiştim. Sadece sevmişti
beni. Ümit verici, saadet ve sevgi dolu, güçlü bir oyunculuğa sahip genç bir aktördüm.
Dizlerimin üstüne çöküp, benimle evlenmesi için yalvardım. (Sesi düşer) Ya o ne yaptı?
“Tiyatroyu bırak!” dedi. Tiyatroyu bırakmak?! Ne dersin bu işe? Bir kız, bir aktöre âşık
olabilirdi ama, evlenmeye gelince? Hayır efendim! Hayatta görülmemiştir
böyle bir şey! Hatırlıyorum, o gece… şeyde oynamıştım, saçma-sapan
bir komedide. O aptalca yazılmış rolümü oynayıp, kulise çıktığımda,
birden gözlerim açıldı. İşte o gün, onca sene sonra, aktörlüğü mukaddes bir
sanat zannedenlerin, tam birer salak olduklarını anladım. Birdenbire,
tiyatronun baştan sona yalan ve mânâsız olduğunu gördüm. İşten sonra kafa dinlemeye
gelen halkı eğlendirmek için yırtınan, hayatta kalmaya çalışan bir esirdim, bir meydan
delisi, bir çadır maskarasıydım. Kısacası bir soytarı! Halkın ne olduğunu gördüm o gün.
İşte o günden beri, alkışlara, tenkitlere, mükafatlara, “Tiyatro”ya inanmıyorum! Evet,
beni alkışlarlar, fotoğrafımı satın alırlar. Ama aralarına girmek istedin mi, bir
yaban’ım onlar için, bir çirkefim, kağşamış bir fahişeyim! Kendilerini oyalamak için,
seninle muhabbete otururlar, içki ısmarlarlar, fakat senin kız kardeşleriyle veya
kızlarıya evlenmek istediğini öğrendiler mi, senin…! Halka inanmıyorum artık!
(Tabureye çöker) İnanmıyorum artık halka!
Kuğunun Şarkısı
TİRATLAR

Pandaların Hikayesi

Pandaların Hikayesi 

Tiyatro Tiratları

Pandaların Hikayesi

 

Pandaların Hikayesi
SES: Merhaba, benim Chris… Yine yok musun? Bak yirmi yedi
ve yirmi sekizinde Nancy’de saksafon çalabilir misin?
Yani iki hafta sonra. Eğer müsaitsen beni hemen ara.
Hemen, ama hemen! Başka bir şey daha var. Biraz bekle
takvimimi getireyim… Eylül’ün son haftası… Sonra detayları
konuşuruz… Şimdilik Nancy’deyim. Senin on beşinde Lyon’a
geleceğini biliyorum. Ama ben o tarihte Nancy’de olacağım.
Dinle. Yine ararım seni. Bak o gece evime geleceksen anahtarı
sana nasıl ulaştırabilirim? Bir de kaç gece Lyon’da
kalacağını bilmek istiyorum. İstersen görüşürüz, en azından
bir gece beraber oluruz… Ne dersin? Yarın Cuma, ben evde
olacağım, haberleşiriz. İyisin umarım. Öptüm. Hoşça kal,
Mickael.
(Sessizlik)
Orijinal adı : L’Histoire des ours Panda
Yazan: Matéi Visniec

Pandaların Hikayesi

Doktor Faustus

Doktor Faustus

Doktor Faustus seslendirme

Doktor Faustus
tirat

 

 

MEPHISTOPHILIS :
Hah şöyle. Evlenme çocukça bir törenden başka bir şey değildir,
Faustus; beni seversen bir daha böyle şeyler aklına getirme.
Gözlerin hangi kadından hoşlanırsa o senin olacaktır: ister Penelope
kadar namuslu, Saba melikesi kadar akıllı; ister cehenneme düşmeden önceki
parlak Lucifer kadar güzel olsun! (Bir kitap verir.) Al şu kitabı,
iyice incele: şu dizeleri yinele, altın elde edersin; şu daireyi
toprağa çiz, kasırgalar, fırtınalar çıkar, gökler gürler, şimşekler
çakar; şunu büyük bir inançla kendi kendine üç kez söyle, karşına
her istediğini yapmaya hazır sürüyle zırhlı adam çıkar.

FAUSTUS

Yüreğim o kadar katılaştı ki pişmanlık duyamıyorum. Kurtuluş, inanç,
cennet sözünü eder etmez kulaklarımda korkunç yankılar gürlüyor,
“Faustus, sen cehennemlik oldun” diyor. Önümde, kendimi öldüreyim diye,
kılıçlar, bıçaklar, zehirler, tabancalar, kementler, zehirli çelikler
duruyor… Kendimi çoktan öldürürdüm ama, tatlı zevkler derin umutsuzluğumu
yendi. Kör Homeros’u ayağıma kadar getirtip İskender’in aşklarını,
Ognone’nin ölümünü okutmadım mı? Uyumlu arpının gönül açan türküleriyle
o Thebai surlarını kuran (42) buraya kadar gelip Mephistophilis’le birlikte
bana güzel şeyler çalmadı mı? Niçin öleyim? Niçin alçakça umutsuzluğa düşeyim?
Kararımı verdim artık: Faustus hiçbir zaman pişman olmayacak…
Gel, Mephistophilis, gel, o güzel yıldızbilim üzerine konuşalım,
düşünelim. Söyle bana, ayın üzerinde kaç gök var? Gökteki cisimlerin
hepsi evrenin ortasında bulunan dünyamız gibi mi?
Yazan : Christopher Marlow
Çeviren: İrfan Şahinbaş

Hırçın Kız Tirat

Hırçın Kız Tirat

Hırçın Kız Tirat

Hırçın Kız

 

Hırçın Kız Tiradı : 
KATHERINA : 
Yazık, yazık, bırak şu tehditkâr, gayritabii kaş çatmaları,
Efendini, kralını, sana hükmedeni yaralayacak
Şu kibirli bakışları fırlatmaktan vazgeç.
Çayırları kemiren kırağı gibi, güzelliğini lekeliyor onlar,
Kasırgaların güzel goncaları savurduğu gibi,
Senin şanını mahvediyor, sana hiç yakışmıyor.
Öfkeli bir kadın suyu bulanık akan bir çeşme gibidir,
Çamurlu, çirkin, karanlık ve güzellikten yoksun.
O böyle oldukça, erkek susuzluktan kupkuru kalmış da olsa,
Ne bir damlasını tatmayı, ne de elini sürmeyi kabul eder.
Kocan senin efendin, senin hayatın, senin koruyucun,
Ailenin başıdır, senin üstündür: Sana bakar,
Ve seni geçindirmek için kendini tehlikeli işlere atar,
Sen sıcacık evinde tehlikelerden uzak rahatça yatarken
O didinir durur, hem denizde hem karada
Geceleri gözünü kırpmadan fırtınalarda,
Gündüz soğuk havalarda.
Bunlara karşılık yalnızca tatlı söz, güler yüz
Ve gerçek itaatten başka beklediği bir şey yok…
Büyük bir borca karşılık küçük bir bedel.
Tebaanın krala borçlu olma görevi neyse,
Eşin de kocasına olan görevi budur;
Kocasına ters, inatçı, tatsız, hırçın davrandığında,
Haklı isteğine itaatsizlik gösterdiğinde,
Sevgili efendisine karşı kötü kavgacı bir asiden,
Adi bir hainden başka başka ne olabilir?
Kadınların diz çöküp barış yapacakları yerde,
Kavgaya kalkışmaları;
Hizmete, sevgiye ve itaate bağlanacakları yerde,
Saltanat sürmeye göz koymaları beni utandırıyor.
Bizim bedenlerimizin yumuşak, zayıf ve düzgün olması,
Dünyada didinip üzüntüye gelmemesi,
Huyumuzun, yüreğimizin bedenimizle uyumu
değil de nedir?
Hadi hadi, aksi, güçsüz solucanlar,
Benim aklım da ikinizden birinin aklı kadar çok
Cesaretim de var, mantığım daha da ileri,
Söze sözle, meydan okuyana
meydan okuyacak kadar hazırdı;
Ama şimdi anlıyorum ki mızraklarımız
saman çöpünden farksız,
Gücümüz o kadarcık, en fazla göründüğünde bile,
Kıyas kabul edemeyecek kadar azdır.
Öyleyse, gururunuzu bir yana bırakın,
Çünkü hiç yararı yok bunun,
Ellerinizi kocalarınızın ayakları altına koyun.
Eğer kocam izin verirse, o itaati göstermek için
Elim görevini yapıp onu memnun etmeye hazır.
Yazan : William Shakespeare,
Çeviren : Özdemir Nutku
İş Bankası Yayınları

TİRATLAR