Kitap Seslendirme

Kitap seslendirme

Kitap seslendirme

 

 

Kitap Seslendirme ya da
Sesli kitap, bir kitabın kelime kelime cümle cümle seslendirilmiş şeklidir.
Kitap okumak yerine bir kitap metninin ses kaydını dinlemek isteyenler için seslendirilir.
Bunu için diksiyonun mükemmel olması gerekir.
Telaffuz hataları, vurgu ,tonlama, ulama vb hataların olmaması gerekir. 
Bize demo ve CV göndermek ister misiniz ? 

seslendirenler@gmail.com

Demo İçin Örnek Metinler 

DÜZ OKUMA METİNLERİ 

ÖRNEK METİNLER  

ÖRNEK METİNLER 2 

REKLAM METİNLERİ 

HABER METİNLERİ  

Ses Çeşitleri –  Seslendirme Dersleri  – Seslendirme Terimleri 
Kitap Seslendirme – Sesli Kitaplar Audiobook Turkish voiceover
Kayıtlar stüdyoda yapılacaktır.
Seslendirme stüdyosu Mecidiyeköy’dedir.
Audiobook Narrator, Book Audiobook Voices, Kitap Seslendirenler,
Voice Over Acting ingilizce, Almanca, Rusça, Çince,
Arapça, İtalyanca ve Türkçe Kitapları seslendirilmeyi bekliyor. 
ÖRNEK METİNLER
Ahırın avlusunda oynarken aşağıda,
gümüş söğütler altında görünmeyen derenin
hüzünlü şırıltısını işitirdik. Evimiz iç çitin büyük
kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi.
Annem, İstanbul’a gittiği için benden bir yaş küçük
olan kardeşim Hasan’la artık Dadaruh’un yanından
hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi, yaşlı bir
adamdı. Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk.
En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruh’la birlikte
onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek,
ne doyulmaz bir zevkti. Hasan korkar, yalnız
binemezdi. Dadaruh onu kendi önüne alırdı.
Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak,
gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha
çok hoşumuza gidiyordu. Hele tımar.
Bu en zevkli şeydi.
Kaşağı – Ömer Seyfettin
***
Evet, İkinci Aleksandr, Bulgarlar’ın kurtarıcısı olan
Çar, evet, otuz bu kadar sene evvel Islavbğı ve
dolayısıyle Hıristiyanlığı Osmanlılık ve İslâm üzerine
— yok edilecek bir tehlike diye — saldırtan bu hükümdar,
şimdi gözümün önünde demirden vücuduyle sağlam bir
temel üzerinde, şurada, Sofya’¬ da. Güneyden kuzeye doğru
coşan saldırış sellerini Karpat dağlan eteklerinde, Viyana
köşelerinde, Polonya civarında; kurumuş veya çekilmeye
başlamış olduğu zamanlarda, kuzeyden güneye doğru bir
tepki göstererek, önce geçtiği yerde karşı koymak düşüncesiyle
toplanmış olan çürük setleri, yıkık dökük bentleri, her çeşit
çerden çöpten tedbirlerden yapılmış engelleri paramparça
etmişti. Bu sel, en sonra, dayanılmaz bir intikam sillesi şiddetinde
olarak, çıplak vücutlu, yaralı, güçsüz düşmüş olan Osmanlılığın
yüzüne indi. Yüzümüz, gözümüz, bütün
vücudumuz kan revan içinde kaldı.
Ahmet Rasim – Muharrir Bu Ya

TANYA : (GD) Serbest dalış, tek bır nefeste dalabildiğiniz kadar derine ve
canınızın istediği kadar uzun süre dalmak demektir. Bu yüzden su altında yaşamak
istemeyeceğiniz tek duygu korkudur. (G) Serbest dalışta çoğu zaman
bir köpekbalığı görme ihtimaliniz olduğunu bilirsiniz. (GD) Onu görmek sizi sıçratır
ve adrenalin seviyenizi arttırır. (G) Onun için köpekbalığı
görünce yapılacak en-iyi şey sakinliğinizi korumaktır.
(GD) Ama bunu söylemek; yapmaktan kolay.
Çoğu insan gibi ben de köpekbalıklarından korkarım.
(G) Heyecanlanınca kalp atışlarım hızlanır serbest dalış kısalır/
bir tür kısır döngü başlar. (GD) Kısa da olsa her karşılaşmada kalbim hızla çarpar.
ve oksijenin bitme tehlikesi vardır. Bunu kontrol edebilirsem daha iyi bir
serbest dalışçı olabilirim. Onun için kendime zor-bir görev verdim.·
Korkumla yüzleşmek. İki hafta boyunca kendime köpekbahğ1 terapisi uygulayacağım.

Seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri hep kaçırırdım derdi resim yapmayı sevdiğim halde denizin mavisini bilmezdim yaprağın yeşilinin her mevsimde değiştiğine dikkat etmemiştim seni tanıdıktan sonra o güne kadar tabiat resmi yapmayı sevmediğim halde bir ağaç bir yaprak ve küçük bir ot bile çizmiş olmadığım halde ve daha çok kitaplardan kopyalar yapmakla yetindiğim halde ve insan resimlerini fotoğraflardan kareyle büyütmeyi kolayıma geldiği için tercih ettiğim halde seni tanıdıktan sonra gözleri yeni açılmış bir küçük hayvan gibi çevreyi şaşkın ve hayran bakışlarla insanı ve insan olmayanı ayırmadan incelemeye başladım ve kalemi iğne uçlu mürekkepli kalemi ve resim kağıdını alarak kırlara açıldım ve eskiden kurşunkalemle çalıştığım zamanlardan yani tarihlerden önce çizgilerimdeki kararsızlık yüzünden kağıdı sonsuz çizgilerle silip tekrar çizdiğim çizgilerle silgi izleriyle kararttığım halde doğrudan doğruya çini mürekkeple çalışmaya başladım hiç silmeden seçtiğim ağaçları evleri gökyüzünü yolları otları hele bu kadar ilgi çekici olduklarını ve büyük bir sevgiyle çizilebileceğini düşünmediğim otları ve toprağı yeni bir gözle daha doğrusu ilk defa çizebileceğimi hissettiğim bir gözle görmeye başladım ve ilk anda ışık ve gölge meselelerini hallettiğim söylenemezse de duyuş bakımından ve her şeyi sanki onların arasındaki gizli ilişkiyi sezmişçesine sürekli bağlantılarla yerleştirme bakımından kağıda geçirmeyi becerdiğim söylenebilirdi ve bunu sevginin bana kazandırdığı üçüncü göz olarak adlandırdığımı ifade ettiğim zaman bana kızmış ve alay ettiğimi senin duygularını hafife aldığım için uydurduğumu söylemiştin oysa bendeki tutukluğun senin yanında nasıl azaldığını bilsen evet senin yanında korkularımı benim dışımda var olan ve her zaman benden gizlenen şeyler karşı duyduğum korkuları onların yabancı ve düşmanca bir inatla bana sırlarını vermemelerinden duyduğum belirsiz sıkıntıları unuttuğum doğrudur derdi.
Oğuz Atay -Tutunamayanlar

OKUMA PARÇASI 1
Annem mutfakta lahmacun içini hazırlamayı bitirmişti.
Fırına götürmem için kaseyi elime tutuşturdu, ‘Bir saate hazır etsinler,
ağırdan almasınlar, hadi’ dedi. İşte tam o an, ‘Üniversiteye gitmek,
edebiyat okumak istiyorum’ dedim. Birdenbire dökülmüştü ağzımdan kelimeler.
Önemsiz bir şey söyler gibi. Annem bu sürprize hazır değildi. Önce dudaklarının
kenarındaki gamzeler söndü, sonra boncuk gözlerinin güzelliği yitip gitti.
Elbette, hayır, demedi kurban olduğum. Kendi kendine bile söylenmedi.
Yarın baban gelince anlatırsın dedi. Benimle bu konuda muhatap olmak istemiyor,
belki de, belki değil, şüphesiz kalbimi kırmaktan korkuyordu.
Yine babamın arkasına gizleniyordu. Çocukluk dönemimde de ‘Ödevini yapmıyor,
anneannesini aramıyor, görmeye gitmiyor’ diye hep babama söylerdi biliyordum.
Ne yapayım, korkuyordum anneannemden.
Hem fırın yolunda, hem de lahmacunları beklediğim o bir saat boyunca
babamla yapacağımız konuşmayı prova ettim.
Dua ettim, ‘Tanrım’ dedim – Dostoyevski Tanrı diyordu –‘benimle ol!’
Klasikleri okuyacak olmanın, Laleli’deki kampüsün hayali ile uyudum o gece.
Geleceğimin hayali ile. Gelecek de bir gün gelecekti. Yarın oldu.

Kitap seslendirenler

Kitap seslendirme

Kitap Okuma Kursları Başlıyor