Basketbol Günlükleri
1995 yapımı The Basketball Diaries, gençlik, bağımlılık ve hayatta kalma mücadelesini çarpıcı bir gerçekçilikle anlatan kült filmlerden biri olarak sinema tarihinde özel bir yere sahip. Filmin merkezinde ise henüz kariyerinin başında olmasına rağmen dikkat çekici performansıyla öne çıkan Leonardo DiCaprio bulunuyor. Film, Amerikalı şair ve yazar Jim Carroll’un aynı adlı otobiyografik kitabından uyarlanmıştır ve 1960’ların New York’unda geçen karanlık bir büyüme hikâyesini perdeye taşır. Hikâye, basketbola tutkuyla bağlı, hayaller kuran bir lise öğrencisi olan Jim Carroll’un yaşamına odaklanır. Jim ve arkadaşları için basketbol sahası, sokakların sert gerçeklerinden kaçabildikleri nadir alanlardan biridir. Ancak zamanla uyuşturucu ve suçun gölgesi bu genç grubun hayatına sızar. Jim’in umut dolu bir sporcu adayından bağımlılıkla boğuşan bir gence dönüşmesi, filmin dramatik omurgasını oluşturur. Bu dönüşüm, gençliğin kırılganlığına ve çevresel etkilerin birey üzerindeki gücüne dair güçlü bir portre sunar. Filmin oyuncu kadrosu da dikkat çekicidir. Leonardo DiCaprio’ya Jim’in sadık arkadaşı Mickey rolünde Mark Wahlberg eşlik ederken, Jim’in annesini ise deneyimli oyuncu Lorraine Bracco canlandırır. Sokakların sert yüzünü temsil eden karakterlerden biri de Ernie Hudson’ın performansıyla hayat bulur. Ham duygular, karanlık atmosfer ve güçlü oyunculuklarıyla The Basketball Diaries, yalnızca bir gençlik dramı değil; aynı zamanda umut, kayıp ve yeniden ayağa kalkma üzerine unutulmaz bir sinema deneyimi sunar.

Basketbol Günlükleri filminin oyuncuları :
Leonardo DiCaprio,
Lorraine Bracco,
James Madio,
Mark Wahlberg,
Bruno Kirby.
Basketbol Günlükleri filminden örnek bir tirat.
Jim Carroll : Bu şekilde seviyorum.
Ayaklarım bahar sıcağında yumuşamış katranda. Ilık rüzgar
yalar bütün bedenini, kasıklarını.
Bütün şehir giyinikken, beş kat
aşağıda arabalar dolanırken yıldızların altında çırılçıplak
yatarken büyük bir güç hissedersin.
O esnada başka hiçbir şey düşünmem.
Evdeyken ihtiyaç duyduğum seks
fantezilerine de gerek duymam.
Yalnızca kendi başıma, çıplak.
Tepemde yıldızlar. Çok güzeldir.
Gençken ve çekerken zaman su gibi akıp geçer.
***
Jim Carroll : Beyaz gemi bu sabah dalga
Makinesinin içinde kaybolur.
Gözlerin gizli zincirlere vurulur.
Yastık orduları nihayet özgür kalır.
Oyuncak gölündeki Yumuşak atlar gibi.
Bu evi seviyorum. Çok fazla penceresi olsa da.
Her sabah yarıya kadar açacak. Her akşam yarıya kadar kapatacak.
Vücuduna baktım. İlk kez ölü görüyordum.
Yüzü ince ve kırış kırıştı. Maymun gibi.
Saçları kafatasındaki gri yamalar gibi.
Altmış yaşında gösteriyordu. Oysa on altı yaşındaydı.
Bu kadar zayıfladığına inanamıyordum.
Hastanedekinden de zayıftı.
Tanıdığın birinin iskeletinin karşına konması gibiydi. Afallamıştım.
Sinemadan, hiç anlayamadığım dört saatlik, bir filmden çıkmış gibiydim.
Yüzünü düşünüp durdum. Ve ölümü. Ve her şeyin ne kadar adice olduğunu.
(filmden alıntı)













