Romeo ile Juliet

Aynı eserin aynı tiradı iki farklı çevirmenden
Juliet : Elveda! Tanrı bilir ne zaman görüşürüz bir daha.
Hayat sıcaklığını hemen hemen donduran
Hafif, soğuk bir korku ürpertiyor damarlar
Beni yatıştırsınlar, geri çağırayım da onları:
Dadı! Ama onun ne işi var burada?
Tek başıma oynamalıyım bu acıklı sahneyi.
Gel şişe! Ya bu karışımın olmazsa hiçbir etkisi?
O zaman evlenecek miyim yarın sabah?
Hayır, hayır! Bu önler onu. Sen dur şurada.
( Hançeri koyar.)
Ya bu zehirse!
Olur a, rahip beni daha önce
Evlendirdi diye Romeo’yla
Bu evlenme işinde rezil olmaktan korkuyorsa!
Kurnazca hazırladıysa bunu, beni öldürmek için!
Korkarım öyle; ama yinede olamaz herhalde,
Çünkü yıllar yılı herkesçe kutsallığı bilinen
bir kişidir o.
Atmalıyım kafamdan böyle kötü bir düşünceyi.
Ya beni mezara koyduklarında, olur a,
Uyanırsam, Romeo beni kurtarmaya gelmeden?
Ne korkunç bir olasılık! İçine temiz hava girmeyen
Ölüler mahzeninde tıkanıp kalmaz mıyım,
Boğulup ölmez miyim Romeo gelmeden?
Sağ kalsam bile, ölümün ve gecenin korkunç hayalleri
görünmez mi?
Ya bütün atalarımın yüzyıllar boyunca
Yığın yığın kemiklerini saklayan o mahzenin dehşeti?
Ya mezarına yeni konmuş, kefeninde çürüyen
Tybalt’ın kanlı cesedi? Derler ki,
Gecenin belli saatlerinde ruhlar gezinirmiş orada
Olamaz mı, bütün bunlar olamaz mı?
Vaktinden önce uyanırsam, iğrenç kokuları ne
yapmalı?
Ya duyarsam topraktan sökülen adamotlarının
çığlıklarını?
Çıldırmış bu çığlıkları duyan ölümlüler
Bütün bu korkularla çevrilince çepeçevre
Aklımı oynatmaz mıyım ben uyandığımda?
Atalarımın kemikleriyle deliler gibi oynayıp
Kanlar içinde ki Tybalt’ı kefeninden çıkarmaz mıyım?
Ya bu ciddiyet durumunda,
Akrabamdan birinin kemiğini sopa gibi kullanıp
Dağıtmaz mıyım umutsuz beynimi?
Ah işte! Kuzenimin hayali görünüyor,
Kılıcının ucuyla vücudunu şişleyen Romeo’yu arıyor.
Dur Tybalt, dur! Geliyorum!
Bunu şerefine içiyorum!
William Shakespeare – Türkçesi: Özdemir NUTKU
JULİET : Elveda. Allah bilir bir daha ne zaman
karşılaşacağız. İçimde, damarlarımı ürperten, kanımı
donduran, hafif soğuk bir korku var! Buraya gelip beni
teselli etsinler;
çağıracağım: Sütnine! Lakin onun burada ne işi var?
Bu hazin sahneyi tek başıma oynamam lâzım. Gel,
küçük şişe! Ya bu terkibin hiçbir tesiri olmazsa! O
zaman yarın sabah evlenecek miyim? Hayır, hayır, bu
mani olacak. Sen şurada yat. (Hançeri yatağın üstüne
koyar.) Ya şişenin içindeki mayi, rahibin beni Romeo ile
gizlice evlendirdiği meydana çıkıp da haysiyeti, şerefi
sarsılmasın diye içirmek istediği bir zehirse?
Galiba, zehir bu; ama içim bu şüpheye karşı isyan
ediyor. Mukaddes bir adam, nasıl yapar böyle bir şeyi?
Ya mezara gömülünce Romeo beni kurtarmaya
gelmeden evvel uyanırsam? Ah ne müthiş şey,
yarabbim! İçine bir nefes temiz, can veren hava
girmeden lahitte tıkanarak boğulmaz mıyım? Romeo
geldiği zaman beni orada boğulmuş bulacak.
Yaşasam bile oranın dehşeti; gece ve ölüm, o eski
mahzen, yüzlerce seneden beri
ecdadımın kemiklerini içine alan bu tarihi makber beni
çıldırtmaz mı? Tibalt’in kefeninin içinde taafün etmeye
başlıyan taptaze, kanlı cesedini görür de çıldırmaz
mıyım? Orada, gecenin bazı saatlerinde ruhlar
dolaşırmış. Ah, erken uyanarak o fena kokuları duyar,
topraktan çekilen Mandragora feryatları gibi insanları
çıldırtan haykırışlar işitirsem. Ben, ben! Çıldırırsam! Bu
müthiş korkuların tesiri ile deli olmaz mıyım? O zaman
bir çılgın gibi ecdadımın kemikleri ile oynayacak ve
yaralı Tibalt’i kanlı kefeninden mi çıkaracağım? Bu
cinnet halindeyken bir akrabamın kemiğini sopa gibi
kullanarak kafatasımı patlatacak, zavallı beynimi dışarı
fırlatacağım, öyle mi? Ah! işte, yeğenimin hayalini
görüyorum. Hortlak! Romeo’yu arıyor…Bir hancerin
sivri ucuyla canını alan Romeo’yu! Dur. Tilbalt, dur!
Romeo, geliyorum! Şerefine içiyorum. (İçer ve yatağa
düşer.)
(W.Shakespeare, Romeo ve Jülyet, Çeviren: İlhan
Siyami Tanar. Perde IV. Sahne III.)















