Aç Sınıfın Laneti

Sam Shepard’ın Aç Sınıfın Laneti,
Amerikan taşrasında geçen, parçalanmış bir ailenin umutsuzluk, yoksulluk ve
aidiyetsizlikle mücadelesini anlatan sert ve şiirsel bir oyundur. Weston ailesi, ekonomik darboğazda kıvranan, hayalleri tıkanmış bir ailedir. Baba Weston alkolik ve kayıptır; anne Ella evin tapusunu gizlice satmaya çalışır; çocuklar Emma ve Wesley ise bu kaosun ortasında kimliklerini ve geleceklerini aramaya çalışırlar.
Oyun boyunca evin kırık kapısı, boş buzdolabı ve patlayan hayaller, Amerika’nın “rüya”sının yerini alan çöküşü simgeler. Shepard, aile yapısının çözülüşünü yalnızca kişisel değil, toplumsal bir yıkım olarak ele alır. Karakterler, sınıfsal tutsaklıklarının farkındadır ama kurtuluşları için bir çıkış kapısı bulamazlar. Aç Sınıfın Laneti, absürt öğelerle gerçekliğin iç içe geçtiği,
politik alt metinleri güçlü bir eserdir. Shepard, modern Amerika’nın “aç sınıfı”nın lanetini
yalnızca açlıkla değil, amaçsızlık, kayıtsızlık ve yabancılaşmayla tanımlar.
Hem bireysel hem de ulusal düzeyde yitirilmişliğin trajik ama şiirsel bir tiyatrosudur.
Tirat Çalışması, Örnek Tirat
Aç Sınıfın Laneti Tiradı.
WESLEY — (Tahta parçalarını bahçe arabasına atarken)
Sırtüstü uzanmış yatıyordum.
Avokado çiçeklerinin kokusu odaya dolmuştu. Çakalların sesini duyuyordum.
Kulağıma, caddede vınlayan davar kamyonlarının gürültüsü geliyordu.
Yatağımda, odamda, bu evde, bu kasabada, bu eyalette, bu ülkede var olduğumu
hissediyordum. Sanki kanımın, iliğimin bir parçasıymışcasına yakın hissediyordum
ülkeyi. Dışardaki insanların varlığını da hissediyordum gecenin içinde, karanlıkta.
Uyuyan insanları bile duyabiliyordum, hatta uyuyan hayvanları. Köpekler.
Tavus kuşları. Boğalar. Nemli toprağın üstüne çökmüş, güneşin doğmasını bekleyen
traktörler hatta. Yattığım yerde gözlerimi tavana dikmiştim. İncecik tellerle tavandan
astığım model uçaklarımın hepsi hafif hafif sallanıyorlardı, biri üflemiş gibi.
Salınıyorlardı sanki havada. Onlarla birlikte örümcek ağları da kımıldanıyordu.
Uçakların kanatları toz içinde. Kanatların üstündeki çıkartmalar soyulmaya başlamış.
P-39 um. Messerschimitim. Japon Zerom. Altlarına serilmişim.
Sanki ben okyanustaymışım, onlar da keşif uçuşuna çıkmış, üstümden uçuyorlar.
Beni gözlüyorlar, salınıyorlar. Düşmanın resim¬lerini çekiyorlar yukardan.
Düşman da ben. Çevremdeki boşluğu içimde duyuyordum, kocaman, kapkara bir
dünya gibi. Hayvanmışım gibi dinledim çevreyi. Korku içinde. Ses korkusu.
Gerilmiştim. Sanki her an bir şey istila edecek beni. Bir yabancı.
Tarifi imkânsız bir şey. Derken, Packard’ın tepeyi tırmanmaya başladığını işittim.
Bir mil öteden anladım bizim Packard olduğunu, sübapların tıngırtısından.
Amortisörün takırtısı da başka hiçbir şeye benzemez. Derken, babamı direksiyon
başında gözümün önüne getirdim. Farkına varmadan vites değiştirişini…
Tepenin son bölümünü almak için ikinci vitese geçiyor.
Farların yaklaştığını hissediyorum.
Korunun içinden geçiyor. Işık meyve ağaçlarını bir bir aydınlatıyor,
sonra yeniden karanlığa gömüyor. Kalbim güm güm atmaya başladı,
sırf babam eve dönüyor diye. Derken el frenini çektiğini işittim.
Işıklar söndü. Kontak anahtarı kapandı. Sonra uzun bir sessizlik.
Orada arabanın içinde oturuyor. Başka hiçbir şey yapmıyor.
Yalnızca oturuyor. Onun, orada hiçbir şey yapmadan oturuşunu
gözlerimin önüne getirebiliyordum. N’apıyor? Öylece oturuyor.
Arabadan inmeden önce bekliyor. Ne bekliyor, neden bekliyor?
Körkütük sarhoş, yerinden kıpırdayamıyor.
Körkütük sarhoş, kıpırdamak istemiyor. Uyuyakalıp bütün gece orada yatacak.
Yapmadığı iş değil. Daha önceleri de çiy yağarken uyandığı olmuştur.
Buz kesmiş, baş ağrısı tutmuş, dişlerinin arasında fıstık kırıntıları.
Derken, Packard’ın kapısının açıldığını işitiyorum.
Yolun dibinde köpekler havlıyor. Kapı çarpılıyor.
Ayak sesleri. Koltuğunun altına sıkıştırdığı kese kâğıdının çıkardığı ses.
Kese kâğıdının içinde Vahşi Gül viskisi. Kapıya yaklaşan ayak sesleri.
Ayak seslerinin durması. Kalbimin güm güm atması.
Kapının açılmama sesi. Kapıyı tekmeleyen ayak. Bir erkek sesi. Babamın sesi. Babam anneme sesleniyor. Cevap yok. Ayak tekmeliyor. Ayak daha daha sertçe tekmeliyor. Tahta yarılıyor. Erkek sesi. Gecenin karanlığında. Ayak, kapıyı kırarcasına tekmeliyor. Ayağın biri kapıyı delip geçiyor. Şişe düşüp parçalanıyor. Cam kırıkları. Yumruk da kapıyı delip geçiyor. Adam küfrediyor. Adam çıldırıyor. Kafa güm güm çarpılıyor. Adam avaz avaz bağırıyor. Parçalayan bir omuz vuruşu. Paldır küldür yuvarlanan bir insan gövdesi. Bir kadın çığlığı. Annemin çığlığı. Çığlık çığlığa polis çağıran annem. Tahta parçalarını oraya buraya fırlatan bir adam. Kusan bir adam. Annem polis çağırıyor. Babam paldır küldür uzaklaşıyor. Doğru arabaya. Araba kapısı çarpılıyor. Kontak anahtarı cırlıyor. Tekerlekler avaz avaz. Birinci vites cartlıyor. Tekerlekler çığlıklar atarak yol alıyor tepeden aşağı. Packard yok oluyor. Sesler yok oluyor. Ses yok. Görüntü yok. Uçaklar hâlâ salınıyor. Yürek hâlâ güm güm atıyor. Ses yok. Annem usul usul ağlıyor. Usulcacık ağlama. Derken sessizlik. Derken usul usul ağlıyor. Derken evin içinde dolanıyor. Derken dolanmıyor. Derken usul usul ağlıyor. Derken susuyor. Duruyor. Derken uzaktan sesler geliyor. Otoyolun uğultusu….
(WESLEY, el arabasını bir ucundan tutup sağdan çıkmak üzere sürerken,
otomobil sesleri çıkarır. ELLA ocağın başında yalnız,
sucuğun pişmesini beklerken kendi kendine konuşur.)
Yazan : Sam Shepard














Harika bir tirad. Oyunun tamamını okumak istiyordum.
İlk fırsatta kitabı alıp okuyacağım. Bu tanıtım için teşekkür ederim.