Müfettiş

TİRADLAR
OSIP : Allah belasını versin.
Açlıktan geberiyorum.
Midem bomboş… karnım gur gur
ötüp duruyor. Ah bir eve dönsek!
Ne yapsam bilmem ki! Piter’den* çıkalı iki ay oluyor.
Çapkın, yolda elindekini, avucundakini yedi, bitirdi.
Şimdi de süt dökmüş kedi gibi düşünüyor. Bol bol yol
paramız vardı. Ama kendisini nasıl gösterecek? (Taklit
ederek) “Hey! Osip, git, bir oda tut, en güzel odayı tut.
En iyi tarafından yemek ısmarla. Ben, öyle olur olmaz
yemekleri yemem. Bana yemeğin en iyisi gerek.”
Önemli bir adam olsa ne ise, küçük bir kayıt memuru!
Önüne gelenle dost olur, sonra da başlar *****
oynamaya. İşte sonu böyle oluyor. Off… bıktım bu
yaşamdan. Vallahi, köy daha rahattı. Orada kent yaşamı
yoktur ama üzüntüsü de azdır… Bir kadın alırsın,
ondan sonra ömrün boyunca keka, ye böreği, yat
aşağı. Elbet doğrusunu söylemek gerekirse, Piter’de
yaşamak çok güzel. Yalnız, iş parada… para olduktan
sonra, günler daha ince, daha politikalı geçer.
Tilaturalar, dans eden köpekler, hepsi önünde… ne
istersen var. Herkes ince, nazik konuşur. Daha nazik
konuşanlar var, ama onlar soylular. Bir pazara gidersin.
Satıcılar bağırır: “Buyurun, bayım!” Diyelim salda
giderken bir memurun yanında bile oturursun. Kibarlık
görmek istiyorsan bir mağazaya git. Orada emeklinin
biri sana askerlikten açar. Gökyüzündeki yıldızların
neye yaradığını, ne olduklarını anlatır. Onları sanki
avucunun içi gibi öğrenirsin. Bazen yaşlı bir subay
karısı düşer… bazen de bir hizmetçi girer, ama bir içim
su… öf… öf… öf! (Güler, başını sallar.) Hey canına
yandığımın… ne muameledir o! Hiç kaba bir sözcük
işitilmez. Herkes sana, siz der. Yürümekten mi bıktın,
atla bir arabaya, bey gibi kurul. Parasını vermek
istemiyorsan, onun da kolayı bulunur: Her evin iki
kapısı vardır. Birinden girer, ötekinden çıkarsın. Şeytan
bile bulamaz seni. Yalnız, bu yaşamın kötü bir yanı var:
Kimi zaman karnını güzelce doyurursun, kimi zaman
da, işte bugünkü gibi açlıktan geberirsin. Ama bütün
suç onda. Halimiz duman, başımız dertte yahu! Babası
para gönderiyor. İnsan biraz tutumlu olur, değil mi?
Nerede… başlar hovardalığa. Arabadan aşağı inmez,
her gün tilatura için bilet al, bir hafta sonra ne
görürsün? Yeni frağını bitpazarına satmaya yolluyor!
Gömleğine varıncaya kadar sattığı oldu. Üstünde bir
ceketi, bir de kaputu kaldı. Vallahi böyle. Kumaşı da ne
güzeldi ama! İngiliz. Bir frak 150 rubleye mal olur, ama
bitpazarına götürdün mü, vere vere 20 ruble verirler.
Hele pantolon, yok pahasına gider. Bu duruma
düşmesinin nedeni de ne? Aklı havada, ondan! İşine
gücüne gideceğine piyasaya çıkıyor, ***** oynuyor. Ah,
beyefendi bunu bir öğrenirse, vallahi, memurmuş,
falanmış dinlemez, pantolonunu indirir, basar sopayı,
bizimki de dört gün rahat oturamaz. İnsan memursa,
memurluğunu bilmeli. İşte, şimdi de, otelci: “Birikmiş
borçlarınızı ödemezseniz, artık yemek vermem.” dedi.
Peki, parayı veremezsek ne olacak? (İç çeker.) Ah
Yarabbi, bir kaşık çorba olsa. Vallahi bana öyle geliyor
ki, şimdi bütün dünyayı yiyebilirim. Kapıyı vuruyorlar…
O olmalı. (Yataktan fırlar.)
Yazan: Nikolay V. Gogol
Çevirenler: Melih Cevdet Anday – Erol Güney
















