Çevirmenlerin Sorunları

Sevmediği Adam, “Çevirmen”
Çevirmenlerin Sorunları
Acayip bir mesleği anlatmak için yazılmış, “acayip” bir yazı.
Yaptığı işi anlatmaya çalışan çevirmenden başka ne beklenir ki.
Girizgah sert olsa da, “malzemenin” özü, işin doğası bu.
Yemek yemeden, tuvalete gitmeyi unutarak beyniniz pelteye
dönmüş, gözleriniz sulanmış halde, monitör önünde
parmaklarınız sızlaya sızlaya çalışırsınız.
Gece gündüz aynı iskemleye oturmaktan iskemle zemini içine
göçmüş, kambur durmaktan omurganız yamulmuş, klavyedeki
tuşları dövmekten parmak uçlarınız hissizleşmiştir.
Kulağınızda kulaklık, ekrandaki adamın ne dediğini duymaya
çalışırken, telefon çalar;
– Efendim?
– Çeviriyi bekliyoruz!!
– Çalışıyorum, bitince göndereceğim.
– İyi de kardeşim, sana bunu yollayalı 3 gün oldu!
– Çalışıyorum, üst sahneler var, metin eksik, ses gidip geliyor
ve,..
– İyi de kardeşim sana bunu yollayalı 3 gün oldu.
Bu diyalog az sonra monoloğa dönüşür, telefonu bir kenara
bırakır, kulaklığı takar çeviriye devam edersiniz. Yönetmen
konuşmaya devam ederken, aklınızdan geçen tek şey, o işten
sonra çevirmenliği bırakmaktır.
O akşam, geç bir saatte;
– Efendim?
– Bu akşam da görüşemedik.
– Hayatım, iş yetiştiriyordum. Daha kahvaltı bile yapmadım.
Ne olur, biraz anlayışlı ol.
– Nereye kadar? Senin iş yetiştirmelerin yüzünden
görüşemiyoruz, sıkıldım, ayrılmak istiyorum.
– …….
Yukarıdaki olaydan 3 ay sonra;
– … bey, merhaba.
– Merhaba, hayırdır?
– İşi teslim edeli 3 ay oldu ama hala ödeme alamadım.
– Dostum biliyorsun, o işle biz ilgilenmiyoruz, sen
muhasebeyi ara.
– Muhasebe evrakları göndermediğinizi söylüyor.
– Nasıl olsa alırsın paranı, acelen ne?
– … bey, 3 aydır ödeme alamıyorum, kira, elektrik, su, internet,
doğal ga…
– Hem oturduğunuz yerden para kazanıyorsunuz, hem de
sürekli söyleniyorsunuz. Biz de paran kalmaz, nasıl olsa bir
gün alırsın.
– Ama,…
– Ben stüdyoya giriyorum, sen muhasebeyi ara.
Oturduğu yerden para kazanan biri olarak, paranızı istediğiniz
için pişman olmaya başlarsınız. Yıllar içinde hava ve su kadar
doğal ihtiyacınız haline gelen kahvenizden bir yudum alıp,
sigara yakarsınız.
Seyircinin izlerken bön bön bakmayacağı, sanatçının
seslendirirken takılmayacağı, yönetmenin kısa sürede işini
bitirmesini sağlayacak bir çeviri yapmış olmak, vicdanınızı
rahatlatan tek şeydir. Ama;
Senkronu tutturamayan sanatçı, o sanatçının yüzüne karşı bir
şey söyleyemeyen yönetmenin okları hep sizin üstünüze
döner…
– Çeviri kötü.
– Ağabey adam senkronu tutturamamış.
– Benim suçum yok, çeviri çok kötü.
– Önüne gelen çevirmen oluyor, sen bildiğin gibi oku…
– Bizim hala kızı da İngilizce biliyor, o çevirsin.
Kimsenin sevmediği, sosyal hayat- duygusal ilişki yaşamayı
unutmuş çevirmenden son not;
“Yılların bilgi birikimini, aşığı olduğumuz Türkçe ile bezeyip,
keyifli şeyler izlemeniz için göz nurumuzu akıtıyoruz.
Unutmayın, Seslendirme Sanatı’nın üvey evlatları olsak da, biz
olmadan ne sanatçı, ne yönetmen ne de izleyecek bir şey kalır
bu dar-ı dünyada…
Görüşmek üzere;
Seslendirme Sanatı’nın “kamburu çıkmış” üvey evlatlarından
biri…
KAAN İPEKÇİOĞLU
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.














