İrlandalı
Martin Scorsese’nin yönettiği İrlandalı (The Irishman), gangster sinemasını ihtişamdan arındırarak pişmanlık ve hafıza ekseninde yeniden kuran olgun bir başyapıt niteliğindedir. Film, II. Dünya Savaşı gazisi ve tetikçi Frank Sheeran’ın, mafya ile sendikalar arasındaki karanlık ilişkilerde aldığı rolleri yaşlılığının sessizliğinden geriye dönerek anlatmasını konu alır. Gücün doruğunda verilen kararların, yıllar sonra nasıl ağır bir yalnızlığa dönüştüğünü gözler önüne serer. Robert De Niro, Frank Sheeran rolünde bastırılmış bir suçluluk hissini minimal bir oyunculukla yansıtırken; Al Pacino, sendika lideri Jimmy Hoffa’yı enerjik ve trajik bir figür olarak canlandırır. Joe Pesci ise mafya patronu Russell Bufalino rolüyle sessiz ama ürkütücü bir otorite kurar. Filmin az bilinen yönlerinden biri, dijital gençleştirme teknolojisinin yalnızca görsel değil, oyunculuk ritmini de belirlemiş olmasıdır; sahneler bu nedenle alışılmıştan daha ağır bir tempoda ilerler. İrlandalı, suçun cazibesini değil, zamanla bıraktığı izleri anlatan melankolik bir veda filmidir.

seslendirenler
İrlandalı – The Irishman
Netflix kanalında yayınlanan filmi seslendiren sanatçılar :
Robert De Niro – Frank “The Irishman” : Erhan Türkmen,
Al Pacino – Jimmy Hoffa : Aydoğan Temel
Joe Pesci – Russell Bufalino : Yaşar Karakulak,
Bobby Cannavale – Joseph N. Gallo : Barış Özgenç,
Bill : Timur Çayır,
Irene : Berna Başer,
Tony Pro : Tugay Erverdi,
Jim : Sefa Zengin,
Türkçeye Çeviren : Aynur Çelik,
Teknisyen : Onur Taştan,
Ses : Aykut Şahlanan,
Proje Yönetimi : Nükhet Oral,
Adaptasyon : Yeşim Arpağ,
Seslendirme Yönetmeni : Suzan Acun,
Seslendirme Stüdyosu :
Yönetmen : Martin Scorsese
İrlandalı – The Irishman
filminin giriş sahnesi örnek metin :
Gençken, boyacılar evleri boyar zannederdim.
Ne bileyim ben. Emekçiydim.
Kamyoncular Sendikasının Güney Philly’deki
107. Şubesi’nin temsilcisiydim.
Bu işi bırakana dek binlerce işçiden farkım yoktu.
Sonrasında ben de boyacılığa başladım.
Bu olayın merkezinde bir düğün vardı.
Bill Bufalino’nun kızı Detroit’te evleniyordu.
Bill, Kamyoncular Sendikasının avukatıydı,
dahası Russell Bufalino’nun kuzeniydi.
Russell uçakla gitmek istemedi,
bu yüzden onu düğüne
arabayla ben götürecektim.
Yol üstünde de halletmek istediği
birkaç iş vardı, ki mesele Russell olunca
bunun tek anlamı vardı, tahsilat.
Para tahsilatı.
Velhasıl arabayla gidecektik.
O ve eşi Carrie ile ben ve eşim Irene.
Ben eşime Reenie derim.
Planım şuydu, Philly’den 476’ya çıkıp
oradan Pittston’a varıp,
Russ’ı almaktı, ki böyle yaptık.
Sonra da 80. Otoban’dan
batı istikametine gidip
Pensilvanya’dan geçerek
Ohio üzerinden Toledo’ya devam edip
oradan da 75. Otoban’dan kuzeye giderek
Detroit’e varacaktık.
Tüm iş ve sigara molalarıyla birlikte
üç gün sürecek bir yolculuk olacaktı.
Russell araçta sigaraya izin vermiyordu.
Dediğine göre Mavi Gözlü Jimmy ve Meyer Lansky,
Küba’daki kumarhanelerinden atılıp
Castro’nun mermilerine maruz kalınca
onu sigarayı bırakmaya ikna etmişler.
Bilemiyorum. Belki de
‘’Bu işten kurtulursam bir daha asla sigara içmeyeceğim Tanrım.”
gibisinden yemin etmiştir.
Ama bildiğim şey şu,
Castro vakasından sonra Russ kimseye
arabada sigara içirmedi, Carrie dâhil.
( The Irishman filmden alıntı ).













