Ayak Takımı Arasında
Maksim Gorki’nin Ayak Takımı Arasında (orijinal adıyla Na Dne), Rus edebiyatının en önemli toplumsal eserlerinden biri olarak, yoksulluk, adaletsizlik ve insan ruhunun karanlık yönlerini derinlemesine irdeler. 1902 yılında yazılan bu oyun, dönemin sosyal ve ekonomik eşitsizliklerini, alt sınıfların acı dolu yaşam mücadelesini gözler önüne sererken, aynı zamanda insan onurunun zedelenişini anlatan bir başyapıttır. Oyun, bir taşra şehrinin sokaklarında ve meyhanelerinde yaşayan alt sınıf insanlarının gündelik yaşamını konu alır. Gorki, bu karakterlerin hem dışsal hem de içsel çatışmalarını etkileyici bir şekilde sunar. Oyun, bir grup yoksul ve ezilen insanın, aralarındaki ilişkiler ve hayatta kalma mücadelesiyle şekillenir. Bu karakterler, toplumun dışladığı, kenara itilmiş bireylerdir; her biri, hayatta tutunabilmek için farklı yollara başvurur. Karakterler, Gorki’nin toplumsal eleştirisinin bir yansımasıdır. Örneğin, Vasily, içkiyle savaşan ve toplumsal adaletsizliklere karşı direnen bir adamdır; Natasha, hayatta kalmak için bedensel ve duygusal sınırlarını zorlayan bir kadındır. Her bir karakter, yaşamın acımasız gerçekleriyle yüzleşirken, insanın hayatta kalma arzusuyla karışan umut ve umutsuzluğu yansıtır. Ayak Takımı Arasında, Gorki’nin toplumun en alt kesimlerinin yaşadığı dramayı çarpıcı bir şekilde aktarırken, aynı zamanda insanlık durumunu, çaresizlik ve direnişle harmanlayarak sahnede güçlü bir iz bırakır. Bu eser, sadece bir dönemin değil, evrensel insanlık trajedisinin derinliklerine iner.
Ayak Takımı Arasında
Tirat Çalışması örnek tiratlar. Maksim Gorki eseri.
SATİN: Niçin arada sırada hilekârlar namuslu adamlar gibi konuşmasın, madem na¬muslu insanlar tutuyor lâfa hile karıştırıyor, evet, birçok şeyler unuttum ama, hâlâ kafamın içinde birkaç şey vardır…İhtiyar…Kafalı adamdı o… Kirli bir mangırın üstünde kezzap nasıl tesir ederse o da bende öyle izler bıraktı.. Sıhhatine içelim babanın! Doldur! (Nastia bira bardağını doldurur). Hayat, ihtiyarın içinden fışkırıyordu…O dünyayı kendine mahsus bir gözle görürdü…Bir gün dedim ki ona: “İnsan niçin yaşıyor babacığım?” (Luka’nın sesini ve hareketlerini taklide çabalıyarak) “İnsanlar mı? İçlerinden en iyisi, en bilgilisi, en kafalısı için yaşıyor! Meselâ marangozları ve onlar gibi aşağı tabakayı al…Diyelim ki bir marangoz doğdu. Dünyaya henüz gelmemiş derecede ya¬man bir marangoz…Emsalini geçmiş ve eşi menendi bulunmuyor…Her işi kendi icatlarına göre yapıyor, marangozluk baş¬ka bir şekle giriyor. Bu adamın verdiği yeni şekille zenaatı birdenbire yirmi yıl birden ilerliyor. Öteki zenaatlar da aynı şey…Çilingirler, kunduracılar, bütün işçiler…ve bütün köylüler. Hattâ zenginlerin hepsi kendi içlerinden çıkacak en iyisi, en ustası için yaşıyorlar…Herkes zanneder ki bu dünyada kendi nefsi için yaşıyor…Fakat hayır…Yüzlerce yıl, belki de fazla bek¬lenir ki, daha usta biri gelsin diye…” (Nastia, Satin’in yüzüne bakmaktan kendini alamaz, Kleşç çalışmayı keser, o da dinler. Baron, başı eğik, parmaklarıyle usul usul ma¬saya vurur. Aktör yarı belinden fazla ocağın üstünden sarkarak yavaşça yatağa inmek ister.) “Herkes evlât, istisnasız herşey daha iyiye erişmenin ümidini besliyor…Bunun için¬dir ki insanların hepsine saygı duymağa borçluyuz…Çünkü bilemeyiz, kimdir, ni¬çin doğmuştur ve ne yapabilecek?.. Bu dünya yüzüne belki de bizim mutluluğumuz için gelmiştir…Menfaatimiz için…Özellikle çocuklara saygı göstermeğe borçluyuz, yavrulara…Onları hür bırakmalı…Ya¬şamaktan yoksun bırakmamalı onları…Çocuklara saygı…” (Bir sessizlik…)
Yazan : Maksim Gorki
















